new icn messageflickr-free-ic3d pan white
View allAll Photos Tagged sanatlar

...because you can find yourself in unexpected places...(perché puoi ritrovare te stesso nei luoghi più inaspettati)

:copyright:2015immaginEmozioni Photography All rights reserved

www.immaginemozioni.com

HD IMAGE (HIGH QUALITY) IS ON MY 500PX

This image is not available for use on websites, blogs or any other media without the explicit written permission of the photographer. Any form of reproduction, alteration, publication, distribution or copying without the explicit written permission of the author is forbidden.

For contact: immaginemozioni@gmail.com

MY WEBSITE: www.immaginemozioni.com

MY FACEBOOK: www.facebook.com/immagine.emozioni

MY 500PX: 500px.com/ImmagineEmozioni

MY FLICKR: www.flickr.com/photos/immaginemozioni/

MY TWITTER: twitter.com/immaginEmozioni

Belçika Kraliyet Güzel Sanatlar Müzesi - Brüksel

Masnuat : Allah'ın yarattıklarındaki sanatlar

Güzel Sanatlar Fakültesi

Sir Lawrence Alma Tadema: Hollanda Kökenli İngiliz Akademik Klasisist Ressam

 

Sir Lawrence Alma Tadema 1836’da Dronrijp, Hollanda’da doğmuş, Belçika, Antwerp akademisinde eğitim görmüş, 1870 yılında İngiltere’ye yerleşmiş ve hayatının geri kalanını orada geçirmiştir. Klasik subjeler üzerine çalışan sanatçı lüks temalı ve Roma İmparatorluğunun çöküşü üzerine yaptığı resimler ile meşhur olmuştur. Bu anlatımlarda muhteşem mermer dokulu mekanların ya da arka fonda göz alıcı bir mavinin olduğu Akdeniz ve gökyüzü içerisinde bulunan dermansız figürler dikkati çeker.

 

Klasik eski uygarlıkları mükemmel bir teknik ressamlıkla ve betimlemeler ile işlemesi tüm dünyada hayranlık uyandırmıştır. Ölümünden sonra biraz itibar kaybetmiş olsada ondokuzuncu yüzyıl İngiliz Sanatı’ndaki önemi dolayısıyla son otuz yıl içerisinde eserleri yeniden gözden geçirilip değerlendirilmiştir.

 

Sir Lawrence Alma Tadema, 8 Haziran 1836’da Laurens Tadema ismiyle dünyaya geldi. Kasaba noteri Pieter Jiltes Tadema’nın (1797 – 1840) önceki evliliğinden olan üç çocuğundan sonra altıncı çocuğudur. Tadema (anlamı – Ademin’in oğlu) Frizya dilinde bir aile soyadıdır. “ma” nın anlamı “oğlu” anlamındadır. Laurens ve Alma isimleri ise büyükbabasından gelmektedir. Laurens daha sonraları ismini ingilizceye daha çok adapte edebilmek için Lawrence ismini kullanmaya başlar. Sergi kataloglarında ayrıca indexlemelerde “T” harfi yerine “A” harfinin önde olmasından ötürü Alma ismini de isim grubuna dahil eder. Aslında soyadını tire ile kendisi ayırmamıştır ancak bunu başkaları bu şekilde kullanmış ve bu o günden bugüne aynı şekilde kullanılarak süregelmiştir.

 

Sir Lawrence Alma Tadema, babasını 4 yaşındayken kaybetti. Annesinin güzel sanatlar üzerine eğilimi olduğu için kardeşleri ile beraber evlerinde resim dersleri alması için özel hoca tuttu ve Laurens ilk çizimlerine bu şekilde başlamış oldu. Herkes Laurens’in avukat olmasını beklerken, 1851 senesinde yani onbeş yaşındayken sanatçı fiziksel ve akli dengeleri açısından önemli bir kırılma dönemi yaşadı. Kendisine verem teşhisi konuldu ve yaşaması için çok kısa bir süresi kaldığı söylendi. Bu şekilde ölümünü beklediği süre içerisinde çizimler ve resimler yapmasına olanak tanındı. Beklenmedik bir şekilde sağlığını geri kazanınca Laurence hayatının geri kalanında da resim yapma kararını almıştı. 1852 senesinde Egide Charles Gustacve Wappers atölyesinde Hollanda ve Flaman sanatının ilk dönemlerini incelediği Antwerp Royal Akademisine girdi. Akademideki dört senelik eğitimi boyunca Alma-Tadema birçok hatırı sayılır ödülün sahibi oldu.

 

1855 senesinde okulu bitirmeden hemen önce, uzmanlık alanı tarih ve tarihsel kostümler olan ressam profesör Louis (Lodewijk) Jan de Taeye’nin asistanı oldu. Her ne kadar Taeye çok seçkin bir ressam olarak tanınmasada Alma-Tadema kendisine saygı duymuş ve üç sene boyunca stüdyosunda asistanlık yapmıştır. De Taeye, onu kariyerinin ilk dönemlerinde kullandığı Merovin betimlemelerinin ilhamı olacak olan kitaplarla tanıştırmıştır. Daha sonra sanatçının gerçek manada tanınmasını da sağlayacak olan resimlerindeki titizlikle oluşturulmuş tarihsel betimlemelerin temelleri hep burada atılmıştır. Sir Lawrence Alma Tadema, Taeye’nin atölyesini 1858 senesinde terk etmiş ve Belçika’nın en saygı duyulan atölyelerinden biri olan Baron Jan August Hendrik Leys atölyesinde çalışmaya başlamıştır. Onun önderliğinde Alma-Tadema ilk başyapıtını resmetmiştir. “Clovis’in Çocukların Eğitimi” (1861) Bu tablo Antwerp’de Sanatçılar Kongresi’nde sergilendiği senede eleştirmenler ve sanatçılar arasında büyük sansasyon yaratmıştır. Ayrıca resimde bir mermer işleme ustası olan ve aynı zamanda mermer detaylandırma konusunda eleştirmen olan Leys bitmiş resmin beklediğinden daha iyi olduğunu belirtmiştir. Alma-Tadema Leys’in eleştirlerini her zaman çok ciddiye almış ve dünyanın önde gelen mermer ve granit ressamlarından biri olmuştur.

 

1860’lı yılların ortalarına kadar Merovin temalı resimler sanatçının resmettiği ana temalardandır. Bu resimlerde çok kuvvetli bir şekilde ressamın derin duyguları ve romantizmin ruhu hissedilir. Merovin temalı resimler uluslarası bir saygınlık kazanamayınca sanatçı daha popüler olan Mısır medeniyeti üzerine resimler yapmaya başlamıştır. Frank ve Mısır yaşamları üzerine Alma-Tadema çok fazla araştırmalar yapmış ve bu temalar üzerine çok fazla enerji harcamıştır. Sanatçı 1862 yılında Leys’in atölyesinden ayrılıp kendi atölyesini kurmuştur.

 

1863 senesinde annesini kaybeden Sir Lawrence Alma Tadema aynı sene Antwerp Belediye binasında Marie-Pauline Gressin ile hayatını birleştirmiştir. Eşi Pauline hakkında çok fazla şey bilinmemektedir. 1869 senesinde su çiçeği yüzünden hayatını kaybeden Pauline’in ölümü sonrasında Alma-Tadema hakkında hiçbirşey anlatmamıştır. Sadece sanatçının birkaç yağlıboya tablosunda ve üç tane portresinde görünmektedir. Çiftin üç çocuğu olmuş ve tek erkek çocukları da yine su çiçeği yüzünden 3 aylıkken yaşama gözlerini yummuştur.

 

Çift balayını Roma, Floransa, Pompei ve Nepal’de yapmış. Sanatçının İtalya’ya bu ilk ziyareti son derece etkili olmuş ve böylece sanatçı Antik Yunan ve Roma üzerine resimler yapmaya başlamıştır.

 

1864 senesinde Tadema ondokuzuncu yüzyılın en etkili sanat tacirlerinden biri olan Ernest Gambart ile tanışmıştır. Gambart, Alma-Tadema resimlerinden çok etkilenmiş. Kendisi için 24 tane resim sipariş etmiş ve 3 resmini de İngiltere’de sergilemiştir.

 

1869 senesinde Pauline’i kaybeden sanatçı üzüntüsünden dört ay hiç resim yapmamış ve daha sonra kendisinin teşhisi konulmayan birtakım sağlık problemleri olduğu için Gambart’ın tavsiyesi ile İngiltere’ye seyahat etmiştir. Burada yine bir ressam olan Ford Madox Brown’un evine davet edilmiş ve ikinci eşi henüz onyedi yaşında olan Laura Theresa Epps ile burada tanışmıştır.

 

1870 senesinde patlak veren Fransa-Prusya savaşını da bahane ederek ressam İngiltere’ye taşınmış ve bunun sanat kariyeri açısından daha iyi olacağını düşünmüştür. İngiltere’ye gider gitmez Laura’yı bularak kendisine resim dersleri vermeye başlamış ve bu derslerin bir tanesinde kendisine evlenme teklifi etmiştir. Laura’nın 18 yaşında olmasına karşın sanatçının 34 yaşında olması gelinin babası tarafından hoş karşılanmasa da kendilerini daha iyi tanımaları için biraz daha beklemeleri yönünde verilen uyarı-tavsiye sonrasında 1871 senesinde Haziran ayında dünya evine girmişlerdir. Böylece Laura, sanatçının kızları Anna ve Laurens’in üvey anneleri olmuş ve bu evlilik kalıcı ve sevgi dolu bir yuva haline dönüşmüştür. Çiftin hiç çocuğu olmamıştır.

 

İngiltere’ye gelişi sanatçının kariyerinde daha sonra önemli başarılara imza atmasına sebep olmuştur. Zamanının en ünlü ve en yüksek fiyata komisyonlandırılan ressamlarından biri olmuştur. Sir Lawrence Alma Tadema 1871 senesine Pre-Rafael sanatçıları ile ilgilenmeye başlamış ve bu araştırmalarından sonra paletini renklendirmiş, tonlarını çeşitlendirmiş ve fırça işçiliğini aydınlatmıştır.

 

1872 senesinde sanatçı kendi orijinallerinin sahteler ile karışmaması için resimlerinde bir tanımlama sistemi geliştirmiş ve resimlerine imzasının altında numaralar vermeye başlamıştır. Önceki resimlerine de aynı sistemi uygulayan sanatçı 1851 senesinde yaptığı Portrait of My Sister (Kızkardeşimin Portresi) isimli eserine opus, I numarasını verirken ölümünden iki ay önce bitirip imzaladığı Preparations in the Coliseum, (Kolezyumda Hazırlık) isimli tablosuna opus CCCCVIII numarasını vermiştir.

 

1879 senesinde Sir Lawrence Alma Tadema kendisine kişisel anlamda verilen en büyük ödülü kabul etmiş ve Akademisyen ünvanını kabul etmiştir. Hemen sonrasına Londra’da Grosvenor Galerisi’nde 185 eseri ile adına retrospektif bir sergi düzenlenmiştir.

 

Sanatçı her ne kadar antik Roma ve Yunan resimleri ile ünlü olmuş olsada çok sayıda suluboya çalışması, eskiz ve portre ve manzara çalışmaları da olmuştur.

 

Alma-Tadema dışa dönük, sıcakkanlı ama anlatıldığı kadarı ile bir çocuk afacanlığına sahip yapıda bir karakterdi. Çocukça şakaları, anlamsız ve ani parlamaları, öfkesinin had safhasında iken aniden gülebilmesi aktarılanlar arasındadır. Dikkatli, mükemmeliyetçi ancak obsesif ve bilgiçtir. Ondokuzuncu yüzyılın en zengin ressamlarından biri olması sebebiyle de çok iyi bir işadamıdır. Sağlam bir duruşa sahip, eğlenciyi, kadınları, güzel şarabı ve partileri seven cüsseli bir centilmendir.

 

1899 senesinde İngiltere’de şövalyelik ünvanını alana sanatçı hayatı boyunca birçok ödüller almıştır. Antik bilgisi nedeni ile tiyatro dekorları yapmış, kıyafetler tasarlamış ve bunların yanı sıra bir çok illüstrasyona ayrıca Pompei, Mısır motiflerine de imza atmıştır. Bunların hepsinin yanı sıra sanatçının mobilya tasarımları da vardır. Bu tasarımların birçoğunu kendi tuvalleri üzerinde de kullanmıştır.

 

Sir Lawrence Alma Tadema’nın tekstürleri muhteşemdir. Özellikle yansıtan objeler, bakır, gümüş, kalay, çiçekler ve mermer konusunda eşsiz ve mükemmeliyetçi bir fırçası vardır. Renk çeşitliliği ve renk kullanımı eski Alman ustalarına benzerlik gösterir. Bir eseri nihai haline getirmeden defalarca yeni baştan başlayıp, beğenmediklerini ise attığı söylenir. Resimlerinde görülen çiçeklerin solmasından ötürü Afrika’dan sürekli yeniden taze çiçekler sipariş ettiği bilinir. Eserleri o kadar mükemmeliyetçidir ki ansiklopedilerde ilgili medeniyetlerin başlıklarında görseller olarak kullanılmaktadır.

 

Hiç şüphesiz, Sir Lawrence Alma-Tadema Viktoryan dönemin en başarılı ressamlarından biridir. Ancak Viktoryan döneminin sonunda eserlerinin pazar değeri Gaugin, Picasso, Matisse gibi ressamların modern çalışmaları ve yeni düşünce akımları ile oldukça düşmüştür. Alma-Tadema son yıllarında Post Empresyonizm, Fauvizm, Kübizm ve Fütürizm gibi yeni akımlara da şahitlik yapmış ancak bunların hiç birini desteklememiştir. Öğrencisi John Collier; “Alma-Tadema’nın sanatı, Matisse, Gauguin ve Picasso ile kıyaslanmamalıdır.” der.

 

Üzücü olan, yeni resim anlayışı ve akımları sanatçının son dönemlerinde daha önce £10.000’e satılan tablolarını £20′ alıcı buldurmuş ve Alma-Tadema’nın eserleri John Ruskin isimli bir sanat eleştirmeni tarafından “19. yüzyılın en kötü ressamı” olarak ilan edilmiştir. Ancak sanat tarihi sanatçının hakkını vermiş ve İngiliz Sanatı’nın en önemli ressamlarından biri olarak yerini almıştır.

 

Eserleri birçok antik konulu filme ilham olmuş ve film setlerinde görsel kaynak olarak kullanılmıştır. Ben Hur (1926), Cleopatra (1934), On Emir (1956) gibi.. Ayrıca 2005 senesinde gösterime giren Gladyatör filminin yaratıcıları da Alma-Tadema’nın resimlerini ana ilham kaynağı olarak kullanmıştır. Yine aynı şekilde 2005 senesinde gösterime giren Narnia Günlüklerindeki Cair Paravel şatosu iç dekorasyonu da Tadema resimlerinden esinlenerek yaratılmıştır.

 

1960’lı yılların sonlarında çeşitli müzayedelerden sanatçının eserlerini en çok toplayan Amerika’lı bir televizyon yapımcısı Allen Funt’tır. Bu yıllarda sanatçının eserleri çok da kıymetli değildi. Allen Funt muhasebecisi tarafından dolandırılınca 1973 senesinde bütün koleksiyonunu İngiltere Sotheby’s de açık arttırmaya çıkardı. Bu satışlarla Alma-Tadema’ya olan ilgiyi yeniden uyandırmış oldu. 1960 senesinde Newman Galeri sanatçının başyapıtlarından biri olan “Musa’nın Bulunuşu” isimli tablosunu önce satmaya çalışıp sonra elden çıkarmaya yeltendi. Nihayet o yıllarda £5250’ye alıcı bulan aynı tablo, Christie’s 1995 Mayıs New York müzayedesinde £1,75 milyon’a satıldı.

 

Sanatçı 76 yaşında, ülser tedavisi için kızı le birlikte gitmiş olduğu Wiesbaden, Almanya’da hayata gözlerini yumdu. Londra’da Aziz Paul katedrali yakınlarında bir mezarlığa gömüldü.

 

istanbul sanat evi

 

Ara Güler (16 Ağustos 1928 - ), ünlü Ermeni asıllı Türkiye vatandaşı fotoğraf sanatçısı ve foto-muhabirdir.

  

Ara Güler Fotoğrafçı eczacı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Çocukken sinemadan çok etkilendi, Muhsin Ertuğrul'un yanında tiyatro ve oyunculuk eğitimi almaya başladı. 1950'de Yeni İstanbul gazetesinde gazeteciliğe başladı. Daha sonra İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'ne devam etti ancak fotoğrafçı ve gazeteci olmaya karar verdi. Fotoğraflarında Leica makinasını kullanmıştır. Fotoğrafın sanat dalı olmadığını düşünmektedir.

  

Fotoğraf kariyeri [değiştir]1958'de Time-Life, Paris-Match ve Der Stern dergilerinin Yakın Doğu foto muhabirliği görevlerini üstlendi.

1961'de Hayat Dergisi'nde fotoğraf bölüm şefi olarak çalışmaya başladı. Aynı yıllarda Henri Cartier-Bresson ile tanıştı.

İngiltere'de yayımlanan Photography Annual antolojisi onu dünyanın en iyi yedi fotoğrafcısından biri olarak tanımladı.

ASMP'ye (Amerikan Dergi Fotoğrafçıları Derneği) tek Türk üye olarak kabul edildi.

1962'de Almanya'da çok az fotoğrafcıya verilen Master of Leica unvanını kazandı.

İsviçre'de çıkan Camera dergisi kendisine özel bir sayı ayırdı.

1964'de Mariana Noris'in ABD'de basılan Young Turkey adlı yapıtında fotoğrafları kullanıldı.

1967'de Japonya'da çıkan Photography of the World antolojisinde Richard Avedon ile birlikte bir dizi fotoğrafı yayınlandı.

1967'de Kanada'da açılan İnsanların Dünyasına Bakışlar sergisinde, 1968'de New York Modern Sanatlar Galerisi'nde düzenlenen Renkli Fotoğrafın On Ustası adlı sergide aynı yıl Almanya'da, Köln'de Fotokina Fuarı'nda yapıtları sergilendi.

1970'de Türkei adında fotoğraf albümü Almanya'da yayımlandı. Sanat ve Sanat tarihi konularındaki fotoğrafları ABD'de Time-Life, Horizon ve Nesweek kitap bölümlerince ve İsviçre'de Skira Yayınevi tarafından kullanıldı.

1971'de Lord Kinross'un Hagia-Sophia (Ayasofya) kitabının fotoğraflarını çekti. Yine Skira yayınevince Picasso'nun 90. yaşgünü için yayınlanan Picasso Metamorphose et unite adlı kitap için Picasso'nun foto-röportajını yaptı.

1972'de Paris Ulusal Kitaplık'ta sergisi açıldı.

1975'de ABD'ne davet edildi ve birçok ünlü Amerikalının fotograflarını çektikten sonra Yaratıcı Amerikalılar adlı sergisini dünyanın birçok kentinde sergiledi. Yine aynı yıl Yavuz zırhlısının sökülmesini konu alan Kahramanın Sonu adlı bir belgesel film çekti.

1979'da Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin foto muhabirliği dalındaki Birincilik ödülü'nü aldı.

1980'de fotoğraflarının bir kısmı Karacan Yayıncılığın bastığı Fotoğraflar adlı kitabında bastırdı.

1986'da Hürriyet Vakfı'nca basılan Prof. Abdullah Kuran'ın yazdığı Mimar Sinan kitabı'nı fotoğrafladı. Aynı kitap 1987'de Institute of Turkish Studies tarafından İngilizce olarak yayınlandı.

1989'da Ara Güler'in Sinemacıları kitabı basıldı.

1991'de Dışişleri Bakanlığı için Halikarnas Balıkçısı'nın (Cevat Şakir Kabaağaçlı) The Sixth Continent adlı kitabını fotoğrafladı.

1999'da Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, meslekte 50 yılını dolduran gazetecilere verilen “BURHAN FELEK” basın hizmeti ödülü

2000'de Fransız Hükümeti tarafından İstanbul’daki Fransız Sarayı’nda “Légion d’Honneur; OFFİCİER DES ARTS ET DES LETTRES” unvanı verildi

2004'de Yıldız Üniversitesi tarafından Fahri Doktora unvanı verildi

2005'te Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülü[1]

Bu arada bütün dünyayı gezerek foto röportajlar yaptı ve bunları Magnum ajansı ile dünyaya duyurdu. İsmet İnönü, Winston Churchill, Indira Gandi, John Berger, Bertrand Russel, Bill Brandt, Alfred Hitchcock, Ansel Adams, Imogen Cunningham, Salvador Dali, Maria Callas, Fikret Mualla, Picasso gibi birçok ünlü kişi ile roportajlar yapmış ve fotograflarını çekmiştir.

 

En ünlüsü fotoğrafcılara poz vermeyen Picasso'dur. Yıllarca üstünde çalıştığı Mimar Sinan yapıtlarının fotoğrafları 1992'de Fransa'da, ABD ve İngiltere'de Sinan, Architect of Souleiman the Magnificent adlı kitabı yayımlandı. Aynı yıl Living in Turkey adlı kitabı İngiltere, ABD ve Singapur'da Turkish Style başlığıyla, Fransa'da Demeures Ottomanes de Turquie adıyla yayımlandı. 1994'de Eski İstanbul Anıları, 1995'de Bir Devir Böyle Geçti, Yitirilmiş Renkler ve Yüzlerinde Yeryüzü, fotograf kitapları yayımlandı.

 

Ara Güler hala fotoğraf çekmekte, fotoğraf eğitim vermekte ve Ara Kafe'yi işletmektedir.

  

Kitapları [değiştir]Fotoğraflar (Karacan Yayınları, 1980, İstanbul);

Ara Güler'in Sinemacıları (Hil Yayınları, 1989, İstanbul);

Sinan, Architect of Soliman the Magnificient (Editions Arthaud, 1992, Paris; Thames and Hudson,1992, Londra ve New York);

Living in Turkey (Albin Michel, 1993, Paris; Thames and Hudson, 1993, Londra ve New York; Archipelago Press, 1993, Singapur); Eski İstanbul Anıları (Dünya Yayınları, 1994, İstanbul);

Bir Devir Böyle Geçti,Kalanlara Selam Olsun (Ana Yayıncılık, 1994, İstanbul).

Yitirilmiş Renkler (Dünya Yayıncılık, 1995, İstanbul);

Yüzlerinde Yeryüzü (Ana Yayıncılık,1995, İstanbul);

Ara Güler’e Saygı (YGS Yayınları 1998, İstanbul, Hamburg);

Babilden Sonra Yaşayacağız, (Kısa hikâyeler, Aras Yayınevi, 1996, İstanbul);

İstanbul des Djinns (Fata Morgana, 2001, Montpellier, Fransa);

Yeryüzünde Yedi İz (Yapı Kredi Yayınları, 2002, İstanbul);

100 Yüz (Yapı Kredi Yayınları, 2003, İstanbul);

Retrospektif – 50 Yıl Fotojurnalizm (YGS Yayınları, 2004, İstanbul, Bremen);

Ara Güler (Antartist Yayınları, 2005, İstanbul);

Ara’dan Yetmişyedi Yıl Geçti (Fotografevi Yayınları, 1. Baskı 2005, 2. Baskı 2006, 3. Baskı 2007, İstanbul);

Beyaz Güvercinli Adam ( Fotografevi Yayınları, 2007, İstanbul);

Ara Güler ( Hachette, 2007)

Türkiye’deki ilk kolektif Güzel Sanatlar yeni mezunlar sergisi olan BASE, Türkiye’nin dört bir yanından resim, heykel, fotoğraf , video, animasyon, grafik tasarım, görsel iletişim tasarımı, baskı sanatları, cam ve seramik bölümlerinden 2017 lisans mezunlarının çalışmalarını aynı çatı altında bir...

 

sinemecra.com/2017/06/02/yeni-nesil-sanatcilar-basede-bir...

Belçika Kraliyet Güzel Sanatlar Müzesi - Brüksel

Belçika Kraliyet Güzel Sanatlar Müzesi - Brüksel

Caferağa Madrasah is named after the person who had the idea to build it. Cafer Ağa, acting as agha of babüssaade (third gate of Topkapi Palace), had commissioned the chief master Mimar Sinan for the construction of the madrasah.

 

The fifteen rooms in the madrasah are used today both as classroom and exhibition area. In these rooms where the traditional Turkish handicraft and music courses are taught, the visitors have the opportunity to see these handicraft works and buy them, if they wish.

 

The workshop activities including a wide range such as Turkish marbling, calligraphy, illumination art, miniature, jewellery, adornment, ceramics, porcelain decoration, wood painting, cloth painting, hot glass painting, cold glass painting, painting, free brush and mosaics give opportunity to humans with different areas of interest to choose a suitable area for themselves. Those who are interested with music instead of handicrafts may take part in the courses of ney, ud or guitar. Another choice is the Ottoman language.

 

Caferağa Madrasah has been keeping its ancient soul since twenty years with the attempts of the Foundation of Service to the Turkish Culture.

Sadi Öziş and İlhan Koman, two important sculptors from Turkey, founded a metal-sculpture atelier in 1955 within the State Academy of Fine Arts in İstanbul. Due to a lack of interest in contemporary sculpture in the country and their own financial issues they also produced furniture to sell. In 1956 they opened a private atelier called Kare Metal with financial support. In 1957 a third artist, Şadi Çalık, joined the group. Together they created lines of furniture composed from unusual materials like industrial piping and metal fibers. The products were considered to be avant-garde for the time and became fashionable to buy. In 1958 Koman and Çalık chose to focus on more conceptual artistic endeavors and left Kare Metal. Öziş continued producing furniture until 1966 under the name Kare Metal and Galeri T.

 

SALT Research, Sadi Öziş Archive

 

Sadi Öziş ve İlhan Koman, 1955’te Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde kendi metal heykel atölyelerini kurdular. Türkiye’de heykele ilginin azlığı ve heykeltıraşların malzeme için ek gelir ihtiyaçları nedeniyle bir süre sonra atölyede metal mobilya tasarım ve üretimine de başlandı. Öziş ve Koman, 1956’da finansal destekle özel Kare Metal atölyesini kurdu, 1957’de gruba Şadi Çalık dâhil oldu. Kare Metal’de su borusu, kümes teli gibi sıra dışı malzemelerle üretilen ve o dönem için oldukça avangart olan mobilyalar yoğun rağbet gördü. 1958’de farklı alanlara yönelen Koman ve Çalık Kare Metal’den ayrıldı, Öziş ise 1966’ya kadar Kare Metal’in yanı sıra kurucusu olduğu Galeri T’de mobilya tasarım ve üretimini sürdürdü.

 

SALT Araştırma, Sadi Öziş Arşivi

... ve tüm sanatlar, yaratıcıyı kötü bir taklitten ibaret.

Azmi and Bediz Koz founded Butik A in 1958 in Ankara. At the time, furniture design in Ankara was inspired by Scandinavian and especially Danish furniture. Adopting a similar approach, the Koz family began by copying products, they then went on to interpret these forms and created their own characteristic style. The company worked on several interiors and furniture pieces for members of the high society of Ankara, including the artist Ulvi Cemal Erkin. In the 1960s they founded MPD, which is still active today under the direction of Bediz Koz and is considered a milestone in the history of furniture design in Turkey.

 

Items of furniture by Butik A from the house of Ulvi Cemal Erkin were displayed in “Modern Essays 4: SALON” at SALT Galata, 2012. saltonline.org/en/277/

 

SALT Research, Azmi-Bediz Koz Archive

 

İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi İç Mimarlık Bölümü mezunları Azmi ve Bediz Koz 1958’de Ankara’da Butik A’yı kurdu. Dönem Ankara’sındaki mobilya tasarımı anlayışı, İskandinav, özellikle de Danimarka ahşap mobilyasına yakınlık gösteriyordu. Benzer bir yaklaşımı benimseyen Koz ailesi, işe kopyalar yaparak başladı ve zamanla kendi özgün tasarımlarını oluşturdu. Butik A, besteci Ulvi Cemal Erkin başta olmak üzere, Ankara’da yaşayan sanatçı ve bürokratlar için iç mekân tasarımları yaptı ve mobilyalar üretti. Mobilyalarını zaman zaman Galeri Milar’da sergileyen Azmi ve Bediz Koz 1960’larda MPD’yi kurarak tasarım ve üretimlerini bu marka altında sürdürdü. Türkiye’de modern mobilya üretiminin temel taşlarından biri olan MPD, Bediz Koz önderliğinde hâlen tasarım ve üretim yapmayı sürdürmektedir.

 

Ulvi Cemal Erkin Evi’nin Butik A tasarımı mobilyaları, 2012’de SALT Galata’da “Modern Denemeler 4: SALON” kapsamında sergilenmişti. saltonline.org/tr/277/

 

SALT Araştırma, Azmi-Bediz Koz Arşivi

Ankara Ulus Atatürk Anıtı

 

Zafer Abidesi: Anıtın Yaptırılması

  

O günkü adıyla Hakimiyet-i Milliye olan Ulus Meydanı'nda bulunan Zafer Abidesi, Yeni Gün Gazetesi sahibi Yunus Nadi Bey'in önderliğinde Türk ulusunun maddi katkılarıyla yaptırılmıştır. Anıtın yaptırılması için tüm yurt çapında bir kampanya başlatılmış ve kampanya dahilinde açılan yarışmayı yürütmek üzere, bir yurttaş komitesi kurulmuştur. Komite tarafından Fransızca ve Osmanlıca bir şartname hazırlanmış ve hazırlanan şartnamede, Kurtuluş Savaşı'nın kime karşı, nasıl ve hangi amaçlarla yapıldığı geniş şekilde açıklandıktan sonra, zaferin önderi olan Mustafa Kemal'in kişiliği ve özellikleri ayrıntılı olarak tanımlanmıştır.

 

Bu iş için kurulan özel komite, dikilecek olan anıtın formuna ilişkin seçenekler üzerinde görüş alışverişinde bulunduktan sonra; Gazi Mustafa Kemal Paşanın bir kaide üzerinde ayakta, sivil giyimli bir cumhurbaşkanı olarak tasvir edilmiş, doğal büyüklükte bir bronz heykelinin dikilmesine karar vermiştir. Burada, anıtın konulacağı Hakimiyet-i Milliye Meydanı'nın planı, çevresindeki yapılarla birlikte verilmiştir.

 

Yarışmaya gönderilen projeler içinde, Avusturyalı heykeltraş Heinrich Krippel'in projesi beğenilerek yapımına başlanmış ve heykel 24 Kasım 1927 Perşembe günü yapılan bir törenle açılmıştır.

Anıtın Sanatsal Özellikleri

 

Anıt bir heykel grubu olarak tasarlanmış ve tamamlanmıştır. Burada esas vurgulayıcı olan, Türk milletinin Kurtuluş Savaşı'nda gösterdiği birlik beraberlik sonucu ortaya çıkan başarıdır. Üçgen bir kaide üzerinde duran heykel grubu, Cumhuriyetin kurulduğu Büyük Millet Meclisi ve İstasyon yönüne bakmaktadır. Kaide üzerinde bütünlük gösteren heykellerden önde iki Mehmetçik bulunmaktadır. Bunlardan sağdaki, arkadaşlarını savaşa çağıran, soldaki düşmanı gözetleyen Mehmetçik heykelleridir. Arkada ise mermi taşıyan Türk kadını heykeli bulunmaktadır.

 

Heykel grubunun tam ortasında, çokgen bir kaide üzerinde yine çokgen plana sahip ve daralarak yükselen anıtın asıl kaidesine ulaşılır. Mermerden olan bu kaidenin güney cephesinde üstte, Sakarya'da düşmanı yenen Türk askeri; altta savaş sırasında Mustafa Kemal, komutanlar ve Türk askerinin tasvir edildiği kabartmaların yer aldığı iki pano bulunmaktadır. Anıt kaidesinin kuzey cephesinde mermere kazılmış kabartma iki panodan üsttekinde zaferden sonra resmi geçit yapan Türk askeri, alttakinde ise kağnılarla cepheye silah ve cephane taşıyan Türk köylüsü tasvir edilmiştir.

 

Mermer kaidenin ön yüzünde, içeri girinti yapan üç yüzlü bölümün üst kısmında, üç adet doğan güneş motifi ve bunları çerçeveleyen çelenk motifi bulunmaktadır. Anıtın çokgen kaidesinin daralarak yükselen en üst kısmında anıtı çevreleyen, bir sıra halinde Mustafa Kemal'in altın varakla yazılmış özlü sözleri bulunmaktadır. Anıtın mermer kaidesinin arka yüzünde, ortada kabartma olarak topraktan çıkan ancak bir dalı kırılmış ve kırık yerin üzerinden daha gür bir şekilde yükselen hayat ağacı motifi bulunmaktadır.

 

Üzerindeki özlü sözlerle, sanat ve tarihi değeri büyük olan kabartmaların bulunduğu oldukça yüksek mermer kaide üzerinde, şartnamede sivil giyimli bir cumhurbaşkanı olarak tasvir edilmiş, doğal büyüklükte bir bronz heykelin dikilmesine karar verilmiş iken, o günün şartları içinde mareşal üniformalı Gazi Mustafa Kemal, dört ayağı üzerine sağlamca basan Sakarya isimli atı üzerinde bronzdan tasvir edilmiştir.

 

Maarif Vekaleti'nin 1947 yılında yanmasından sonra açılan proje yarışması sonunda, binanın yerine bugünkü Emek Çarşısı ve İşhanı yapılırken; Zafer Abidesi de bu proje kapsamında ele alınarak, eski yerinden güneye doğru kaydırılarak bugünkü yerine taşınmıştır.

 

Ulus Atatürk Anıtı, Ankara Valiliğinin katkılarıyla Kültür Bakanlığı tarafından 2002 yılı Ağustos ayı içerisinde gerçekleştirilen restorasyonla, onarımı ve temizliği yapılarak bugünkü görünümüne kavuşturulmuştur.

Heykeltraş Heinrich Krippel

 

27 Eylül 1883 yılında Viyana'da doğdu. Heykel öğrenimini Viyana Güzel Sanatlar Akademisinde yapmış, önceleri mezar ve portreler üzerinde çalışmıştır. 1925-1938 yılları arasında Türk Hükümeti'nin davetlisi olarak geldiği Türkiye'de, Sarayburnu Atatürk Heykeli (1925), Konya Atatürk Heykeli (1926), Ankara Atatürk Heykeli (1927), Samsun Atatürk Anıtı (1931), Afyon Karahisar Zafer Anıtı (1935), Ankara Sümerbank içindeki Oturan Atatürk Anıtı (1938) gibi eserler bırakmıştır.

 

Atatürk, bu eserler için sanatçıyı köşkte misafir etmiş ve ona anıt için poz vermiştir. Anıt grubunun heykelleri sanatçının Viyana'daki atölyesinde tasarlanmış, Viyana Birleşik Maden İşletmeleri'nde bronza dökülmüş, parçalar halinde Türkiye'ye getirilerek yerlerinde monte edilmiştir. Sanatçı 5 Nisan 1945 tarihinde Viyana'da bir mide ameliyatı sonrasında ölmüştür.

Anıttaki Yazılar

 

Kaidenin en üst kenarını çevreleyen kuşakta;

"Türk milleti, muzaffer istihlas ve istiklal cidalini ve muazzam asri inkılaplarını, en manidar bir remz ile, en iyi ifade edebilecek şekli, yukarki hakiki timsalde bulur."

 

Kaidenin ön cephesinde;

"Artık badema, sine-i millete bir ferdi mücahit olarak çalışacağım. 8 Temmuz 1919, Erzurum."

"Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini."

 

Kaidenin sağ tarafında;

"Düşman ordusunu vatanın harimi ismetinde boğarak, behemahal naili halas ve istiklal olacağız. 6 Ağustos 1919"

 

Kaidenin sol tarafında ise;

"Düşmanın anasıra asliyesi imha edilmiştir. Ordular ilk hedefiniz Akdeniz'dir, ileri. 1 Eylül 1922"

 

yazmaktadır.

  

Bilgi: T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı/Ankara İli Kültür ve Turizm müdürlüğü web sitesinden alınmıştır.

 

 

bu kare çektiğim son fotograf. son makaramın son karesi. cihad'ın leica'sı ile koda 400 NC negatife çekildi, C-41 banyoda yıkandı, 1200 dpi'da büfok laboratuvarında tarandı. sanırım bundan sonra da başka fotograf çekmeyeceğim.

 

başlık iddialı. ama tarihi sonu da değil. nihayetinde fotograf üretmeyi sonsuza kadar bırakacak olmasam da; ideolojik, estetik ve pratik olarak fotografla olan ilişkimin geldiği nokta bir tür sona işaret ediyor. bir nokta demeli belki de en azından. yaklaşık on senedir fotoğraf çekiyorum, yaptığım pek çok başka şeyde olduğu gibi. 2002'de ablam malezya'ya gittiğinde onun getirdiği kodak point-shot tipi dijital makinayla başlamıştım. lisede bir miktar onunla çalıştım, grafik ağırlıklı bir portfolyom vardı. robert college'in güzel sanatlar festivali'nde sergilemiştik.

 

lisenin sonunda siyah&beyaza sardım, gülnur abladan ve nihandan karanlık oda öğrendim. buket teyzeden makinasını ödünç alıp iranda bir seri çalıştım.sonrasında kendi makinamı edindim. italyada ve bosna-çekoslavakya hattında ilk denemelerimi yaptım. sonrasında hisar günleriyle beraber insana, hikayelerine yönelen bir süreç gelişti. lisedeki soğut ağırlıklı kompozisyonlar, portre ağırlıklı insan manzaralarına dönüştü.

 

esasen bu dönüşüm sosyal ve politik bir dönüşümün de parçasıydı. adeta ajans gibi çalıştığım, 12'deki eylemin siyah-beyaz filmlerini yıkayıp, tarayıp akşam 5 baskısına yetiştirdiğim babıali kafaları dahi oldu. dost meclislerini, ev hallerini, okuldaki eylemleri, etkinlikleri, kentsel dönüşüme uğrayan mahalleri, kentleri, köyleri fotoğrafladım, belgeledim. bütün bunlar hep, beni bunları görselleştirmeye inandıran, teşvik eden birtakım nedenselliklerle gelişti. çektiğim fotograflar biraz bizim, meselemizin hikayesiydi. hafızaya dair şeylerdi. bunu en çok coz mülteci olduktan sonra fark ettim. onu uğurladığımız akşam eve döndüğümde, klasörlerde onun fotograflarını aradım, derledim, bir ufak albüm yaptım. "bu fotografları çekerken kaderlerinin bu olabileceğini biliyor muydum? tabii ki hayır, peki neden çekiyorum, biraz hafıza, biraz hatıra, biraz da sanat için zannedersem" demişim albümü gruba atarken. aslında iyi kötü bu cümle ve tecrübe, fotograf çekmeyi benim için elzem ve meşru kılan şeyi ve nihayetindeki tatmin duygusunu açıklıyor.

 

özellikle son iki senede orta format ağırlıklı çalıştım. bu benim görece daha özgün ve iyi karelerimi ürettiğim bir dönem de oldu. İHH gezilerinden bişeyler çıkardık, kontemporan kafalara takıldık. fena da olmadı gibi. ama yavaş yavaş bir fade-out yaşamaya, zaten bayat aldığım filmleri iyice eskitmeye başladım. fotograf çekmek, karanlık odaya girmek içimden gelmez oldu. bunda büfok'un kadrosundan geçtim, mekansal olarak da leş bir yer haline gelmesi, orda çalışmanın zevkli değil meşakkatli bir sürece dönüşmesi de kısmen etken. en azından ruhum artık o meşakkati tatlı bir eğlenceye dönüştüremez oldu sanırım. yoksa eskiden haftada en az 2-3 saat karanlık odada vakit geçer, yıkar tarar otururdum kulüpte. benimle beraber orda arkadaşlarım da oturdular, okudular, geleni gideni terörize ettik, bütmk'çülerin mıymı müziğinni dinledik. hipster kızlara, heveskar oğlanlara fotograf dersleri verdim, sirkeci'de murat ekinci'den ucuz film almanın yolunu tarif ettim. ama bitti. nihayetinde yashica'yı osman'a iade ettim. emektar nikon'u ve lens setimi satıp elden çıkardım. ödünç aldığım leica kompakt makinayı da cihad'a geri verdim.

 

bu kareyi, her zamanki gibi kristal'de yıkamaya götürdüğüm kodak NC400 serisi filmin sonundan taradım.bu benim son fotografım. analog olarak, yani bir sanat ve zanaat meşgalesi olarak, bir seyr-i temaşa ve tefekkür eylemi olarak fotoğrafla kurduğum ilişkinin de son halkası. artık insanları, eşyayı, tabiatı ve vakayı görselleştirmede eski heyecanımı duymuyorum. eskisinden geçtim, içimde en ufak bir arzu, istek, şevk dahi belirmiyor. bu boşluk neyin eksikliğinden mülhem bilmiyorum. neyle dolacak onu da bilmiyorum. bildiğim tekşey artık fotograf çek(e)meyeceğim, en azından bilerek ve isteyerek. bir iPhone, bir instagram kimseden farkım olmadan, hiçbir hususiyet, emek ve nazar taşımaksızın binlerce kare üretmeme imkan verecek. hikayenin sonu da bu, fotografın sonu yani.

 

Special Thanks

 

Halit Ömer Camcı

 

Cihad Caner

 

Deniz Dinçok

 

Nihan Doğusan

 

Murat Ekinci

 

Ayşe Meryem Gürpınar

 

Gülnür Güner

 

Zehra Guveli

 

Buket Işık

 

Kemal Işık

 

İsmail Küçük

 

Osman Özarslan

 

Şahabettin Pamuk

 

Murat Pay

 

Zeynep Merve Uygun

 

İsmail Yaylacı

 

Feyzullah Yeşilkaya

Westminster Sarayı – Saat Kulesi – Londra – İngiltere

Westminster Sarayı – İngiltere

Londra’ nın en etkileyici noktası Westminster Sarayı ve Saat Kulesi bi yandan da İngilizlerin yaşam tarzının bi simgesidir. İngiliz Parlamentosunun da içinde bulunduğu yapıt, yaklaşık...

 

tatiltutkusu.com/dunyanin-en-meshur-sehir-simgeleri/

www.archives.saltresearch.org/R/-?func=dbin-jump-full&...

 

The Turkish Pavilion for Expo 58 Brussels was designed by Utarit İzgi, Muhlis Türkmen, Hamdi Şensoy and İlhan Türegün. A monumental mosaic wall with vernacular motifs, by artist Bedri Rahmi Eyüboğlu, was installed in the building. After the World Fair all the structural and internal elements of the pavilion were transported to Ankara. It was planned that the pavilion would be rebuit near the Sports Hall, but after the military coup in 1960, the components were sent to İstanbul and sold to the municipality. Although the Academy of Fine Arts were keen to buy the building they couldn’t raise the funds to do so. Bizarrely, the tiles of the mosaic were discovered in Cyprus in 2010 and were displayed in an exhibition in Nicosia curated by Johann Pillai.

 

SALT Research, Utarit İzgi Archive

 

Expo 58 Brüksel Türkiye Pavyonu, Utarit İzgi, Muhlis Türkmen, Hamdi Şensoy ve İlhan Türegün tarafından, 1950’lerin modernist mimarlık eğilimine uygun olarak tasarlandı. Pavyonda Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun anıtsal boyutta, yerel motifli mozaik duvar uygulaması yer aldı. Pavyonun fuardan sonra Ankara Spor Sarayı çevresine monte edilmesi planlanan parçaları, 1960 darbesinin ardından İstanbul’a gönderilerek büyükşehir belediyesine satıldı. Sonrasında Devlet Güzel Sanatlar Akademisi tarafından kullanılmak istendi ama bütçe kısıntısı sebebiyle devredilemediği için Gülhane Parkı’nda çürümeye bırakıldı. Mozaik duvarın parçaları ise 2010’da Kıbrıs’ta ortaya çıktı ve Johann Pillai tarafından Lefkoşa’da sergilendi.

 

SALT Araştırma, Utarit İzgi Arşivi

İnciraltı - İzmir - Türkiye/Turkey

 

Explore Mar 5, 2009 #488

 

All rights reserved © Yener ÖZTÜRK

  

Barış Manço - Biyografi

  

2 Ocak 1943 yılında İstanbul´da dünyaya geldi.Sahnelerle ilk kez 1958 yılında Galatasaray Lisesi´nde öğrenciyken tanıştı.Galatasaray Lisesi´ni bitirdikten sonra yüksek öğrenimini tamamlamak için Belçika´daki 'Kraliyet Güzel Sanatlar Akademisi´ne gitti.

 

Grubu 'Kurtalan Ekspres' ile beraber Türkiye´de ve yurtdışında birçok ülkede konserler verdi.Yaptığı 200´den fazla beste sayesinde 12 altın ve 1 platin albüm kazandı. Ayrıca bu besteler Arapça, Japonca, Farsça, İngilizce ve Fransızca gibi birçok dile çevrilerek farklı sanatçılar tarafından yorumlandı.

 

Manço´nun şarkıcı ve besteci kişiliği, sunucu ve program yapımcısı kişiliğiyle de birleşerek ortaya herkesin çok sevdiği 'Barış Manço' çıktı.Ekranların en sevilen eğlence ve kültür programlarından biri olan '7´den 77´ye', ilk olarak 1988 yılında TRT1´de yayınlanmaya başladı.

'Türkiye´nin Evliyası' lakabını da kazanan sanatçının, 'Barış Manço Live In Japan' (1996) adlı albümü, Japonya´daki konserinin canlı kayıtlarının olduğu bir albüm . Bu albümün özelliği, Manço´nun bizlere veda etmeden önce yayınladığı son albüm olmasıydı.Ancak ne yazık kı, 40 yıllık sanat hayatının en sevilen parçalarını yeniden düzenlediği 'Mançoloji ' adlı albümünün piyasaya çıkışını kendisi göremedi. 31 Ocak 1999 tarihinde İstanbul'da öldü.

  

Kendisini Rahmetle Anıyorum

Sadi Öziş and İlhan Koman, two important sculptors from Turkey, founded a metal-sculpture atelier in 1955 within the State Academy of Fine Arts in İstanbul. Due to a lack of interest in contemporary sculpture in the country and their own financial issues they also produced furniture to sell. In 1956 they opened a private atelier called Kare Metal with financial support. In 1957 a third artist, Şadi Çalık, joined the group. Together they created lines of furniture composed from unusual materials like industrial piping and metal fibers. The products were considered to be avant-garde for the time and became fashionable to buy. In 1958 Koman and Çalık chose to focus on more conceptual artistic endeavors and left Kare Metal. Öziş continued producing furniture until 1966 under the name Kare Metal and Galeri T.

 

SALT Research, Sadi Öziş Archive

 

Sadi Öziş ve İlhan Koman, 1955’te Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde kendi metal heykel atölyelerini kurdular. Türkiye’de heykele ilginin azlığı ve heykeltıraşların malzeme için ek gelir ihtiyaçları nedeniyle bir süre sonra atölyede metal mobilya tasarım ve üretimine de başlandı. Öziş ve Koman, 1956’da finansal destekle özel Kare Metal atölyesini kurdu, 1957’de gruba Şadi Çalık dâhil oldu. Kare Metal’de su borusu, kümes teli gibi sıra dışı malzemelerle üretilen ve o dönem için oldukça avangart olan mobilyalar yoğun rağbet gördü. 1958’de farklı alanlara yönelen Koman ve Çalık Kare Metal’den ayrıldı, Öziş ise 1966’ya kadar Kare Metal’in yanı sıra kurucusu olduğu Galeri T’de mobilya tasarım ve üretimini sürdürdü.

 

SALT Araştırma, Sadi Öziş Arşivi

Kemal Borteçin 1926-2007

01.03.1926'da İstanbul'da doğdu. 1956 yılında Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümünden mezun oldu. Sekiz yıl Türkiye'de Sinema Afişi üzerine çalıştı. 1973 yılıda Fedaral Almanya'nın Berlin kentine gitti. Çalışmalarını Berlin'deki kendi atölyesinde 1993 yılına dek sürdürdü. Bu süre içinde klasik resim, apstrak ve iç mimari dekarasyon çalışmaları yaptı.

Uluslararası düzeyde İtalya'da 1984 yılında düzenlenen "Centro Studi e Ricerche Delle Nazioni Premio Mondiale Della Cultura" Statua Della Vittoria 1984 Conferito tüm dünyadan katılan 370 ressam arasından "Doğuş" adlı glas-mozaik çalışmasıyla Dünya Birincilik (kültür) ödülüne ile layık görüldü.

1985 yılında Fransa'da "Le Solan des Nations a Paris" Paris uluslararası sanat galerisinde "Küçük Su Çeşmesi" isimli klasik yapıtı birincilik ödülüne layık görüldü.

1987 yılında İtalya'da düzenlenen uluslararası sergide "Accademia" sanat temsilciliği payesi ve "laura D'oro Dell Arte" 1,lik ödülüne "Çingene Dansöz" isimli klasik yapıtı layık gödüldü.

1988 yılıda İtalya'da katıldığı uluslararası sergide "isimsiz" apstrak yapıtı "Il Premio il Centauro D'ora Cremona Italya" ödülüne layık görüldü.

1989 yılında Belçika'da "Art Expasition Inc" isimli galeride düzenlenen uluslararası sergide "Akşam Güneşi" isimli klasik yapıtı 1.ödülüne layık görüldü.

1990 yılında Isviçre'de katıldığı uluslararası sergide "lale Bahçeleri" isimli klasik yapıtı "la Punsance Del Art3 1.ödülüne layık görüldü. Anısına Rahmetle anıyoruz.

MSGSÜ Güzel Sanatlar Fakültesi, Sedad Hakkı Eldem'in Kamusal Binalarda Sofa Yorumu, MSGSÜ Fotoğraf Arşivi.

www.archives.saltresearch.org/R/-?func=dbin-jump-full&...

 

The Turkish Pavilion for Expo 58 Brussels was designed by Utarit İzgi, Muhlis Türkmen, Hamdi Şensoy and İlhan Türegün. A monumental mosaic wall with vernacular motifs, by artist Bedri Rahmi Eyüboğlu, was installed in the building. After the World Fair all the structural and internal elements of the pavilion were transported to Ankara. It was planned that the pavilion would be rebuit near the Sports Hall, but after the military coup in 1960, the components were sent to İstanbul and sold to the municipality. Although the Academy of Fine Arts were keen to buy the building they couldn’t raise the funds to do so. Bizarrely, the tiles of the mosaic were discovered in Cyprus in 2010 and were displayed in an exhibition in Nicosia curated by Johann Pillai.

 

SALT Research, Utarit İzgi Archive

 

Expo 58 Brüksel Türkiye Pavyonu, Utarit İzgi, Muhlis Türkmen, Hamdi Şensoy ve İlhan Türegün tarafından, 1950’lerin modernist mimarlık eğilimine uygun olarak tasarlandı. Pavyonda Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun anıtsal boyutta, yerel motifli mozaik duvar uygulaması yer aldı. Pavyonun fuardan sonra Ankara Spor Sarayı çevresine monte edilmesi planlanan parçaları, 1960 darbesinin ardından İstanbul’a gönderilerek büyükşehir belediyesine satıldı. Sonrasında Devlet Güzel Sanatlar Akademisi tarafından kullanılmak istendi ama bütçe kısıntısı sebebiyle devredilemediği için Gülhane Parkı’nda çürümeye bırakıldı. Mozaik duvarın parçaları ise 2010’da Kıbrıs’ta ortaya çıktı ve Johann Pillai tarafından Lefkoşa’da sergilendi.

 

SALT Araştırma, Utarit İzgi Arşivi

www.archives.saltresearch.org/R/-?func=dbin-jump-full&...

 

The Turkish Pavilion for Expo 58 Brussels was designed by Utarit İzgi, Muhlis Türkmen, Hamdi Şensoy and İlhan Türegün. A monumental mosaic wall with vernacular motifs, by artist Bedri Rahmi Eyüboğlu, was installed in the building. After the World Fair all the structural and internal elements of the pavilion were transported to Ankara. It was planned that the pavilion would be rebuit near the Sports Hall, but after the military coup in 1960, the components were sent to İstanbul and sold to the municipality. Although the Academy of Fine Arts were keen to buy the building they couldn’t raise the funds to do so. Bizarrely, the tiles of the mosaic were discovered in Cyprus in 2010 and were displayed in an exhibition in Nicosia curated by Johann Pillai.

 

SALT Research, Utarit İzgi Archive

 

Expo 58 Brüksel Türkiye Pavyonu, Utarit İzgi, Muhlis Türkmen, Hamdi Şensoy ve İlhan Türegün tarafından, 1950’lerin modernist mimarlık eğilimine uygun olarak tasarlandı. Pavyonda Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun anıtsal boyutta, yerel motifli mozaik duvar uygulaması yer aldı. Pavyonun fuardan sonra Ankara Spor Sarayı çevresine monte edilmesi planlanan parçaları, 1960 darbesinin ardından İstanbul’a gönderilerek büyükşehir belediyesine satıldı. Sonrasında Devlet Güzel Sanatlar Akademisi tarafından kullanılmak istendi ama bütçe kısıntısı sebebiyle devredilemediği için Gülhane Parkı’nda çürümeye bırakıldı. Mozaik duvarın parçaları ise 2010’da Kıbrıs’ta ortaya çıktı ve Johann Pillai tarafından Lefkoşa’da sergilendi.

 

SALT Araştırma, Utarit İzgi Arşivi

bugün benim doğum günüm ve işyerinde dostlarım bu anlamlı günde beni mutlu etti ve ilk armağan manevi ablamın kızı Ece'den geldi, benim güzel sanatlarda gelenekçi yapıya olan hayranlığıma uygun bir hediye....teşekkürler Ece

Grafik Tasarım Tarihine Kısa Bir Yolculuk: 1920–1970

 

Bir zamanlar, basın–yayın dünyası için çalışan; ‘matbaa ressamı’, ‘kapak ressamı’, kısaca ‘ressam’ olarak adlandırılan sanatkârlar vardı; gazetelerin, yayınevlerinin ve matbaaların gündelik görsel ihtiyaçlarına çözümler sunarlardı. Günümüz grafik tasarımcılarının ‘öncüleri’ diyebileceğimiz basın–yayın ressamları, “Babıali’nin Kapak Ressamları” sergisiyle anıldı...

 

Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi

“Sanat ve Tasarım Günleri”

23 Mayıs–21 Haziran 2013, Galeri Işık.

Sergi Düzenleyicisi ve Tasarımı: Ömer Durmaz

 

Grafik Tasarım Tarihine Kısa Bir Yolculuk: 1920–1970

 

Bir zamanlar, basın–yayın dünyası için çalışan; ‘matbaa ressamı’, ‘kapak ressamı’, kısaca ‘ressam’ olarak adlandırılan sanatkârlar vardı; gazetelerin, yayınevlerinin ve matbaaların gündelik görsel ihtiyaçlarına çözümler sunarlardı. Günümüz grafik tasarımcılarının ‘öncüleri’ diyebileceğimiz basın–yayın ressamları, “Babıali’nin Kapak Ressamları” sergisiyle anıldı...

 

Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi

“Sanat ve Tasarım Günleri”

23 Mayıs–21 Haziran 2013, Galeri Işık.

Sergi Düzenleyicisi ve Tasarımı: Ömer Durmaz

 

Kemal Borteçin, 1984' yılında Italya’nın ‘Calvetone’ kentinde Uluslararası Resim Sergisi’nde tüm dünyadan katılan 370 ressam arasından “Doğuş” isimli ‘Glass-Mozaik’ çalışmasıyla Centro Studi e Ricerche dell Nazioni Premio Mondiale Della Cuntura ‘STATUA DELLA VITTORIA’ Dünya Kültür birincilik ödülünü almıştır. Glass-Mozaik (Doğuş) 113X163 cm

Akademi Başkanı ‘Nicolo Panepinto’ imzalı mektupta, kendisinin geliştirdiği “Glass Mozaik” türündeki çalışmalarıyla dikkati çeken Ressam Kemal Borteçin’ne “Preimo Lauro d’Oro dell’Arte” ünvanı ödülüne layık görüldüğünü bildirmiştir.

Kemal Borteçin, ayrıca da Paris’te düzenlenen “Le Salondes Nations” da da aynı başarıyı göstermiş ve ödüllendirilmiştir.

 

Resim; 1995 yılıda Edirne Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’de Glass-Mozaik “Doğuş” isimli eserini ve ödül almış bir çok resimlerinide, sergilemiştir.

www.grafikofis.com

 

www.archives.saltresearch.org/R/-?func=dbin-jump-full&...

 

The Turkish Pavilion for Expo 58 Brussels was designed by Utarit İzgi, Muhlis Türkmen, Hamdi Şensoy and İlhan Türegün. A monumental mosaic wall with vernacular motifs, by artist Bedri Rahmi Eyüboğlu, was installed in the building. After the World Fair all the structural and internal elements of the pavilion were transported to Ankara. It was planned that the pavilion would be rebuit near the Sports Hall, but after the military coup in 1960, the components were sent to İstanbul and sold to the municipality. Although the Academy of Fine Arts were keen to buy the building they couldn’t raise the funds to do so. Bizarrely, the tiles of the mosaic were discovered in Cyprus in 2010 and were displayed in an exhibition in Nicosia curated by Johann Pillai.

 

SALT Research, Utarit İzgi Archive

 

Expo 58 Brüksel Türkiye Pavyonu, Utarit İzgi, Muhlis Türkmen, Hamdi Şensoy ve İlhan Türegün tarafından, 1950’lerin modernist mimarlık eğilimine uygun olarak tasarlandı. Pavyonda Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun anıtsal boyutta, yerel motifli mozaik duvar uygulaması yer aldı. Pavyonun fuardan sonra Ankara Spor Sarayı çevresine monte edilmesi planlanan parçaları, 1960 darbesinin ardından İstanbul’a gönderilerek büyükşehir belediyesine satıldı. Sonrasında Devlet Güzel Sanatlar Akademisi tarafından kullanılmak istendi ama bütçe kısıntısı sebebiyle devredilemediği için Gülhane Parkı’nda çürümeye bırakıldı. Mozaik duvarın parçaları ise 2010’da Kıbrıs’ta ortaya çıktı ve Johann Pillai tarafından Lefkoşa’da sergilendi.

 

SALT Araştırma, Utarit İzgi Arşivi

1 3 4 5 6 7 ••• 37 38