|
[?]
|
|
|
duet : kutlu/cüret 2
|
"Bahsettigini anliyorum sanirim.
O "soluk verir gibi taviz veren
cins" insanlardan olmamizin belki
de en temel nedenlerinden biri
"tanimis, gormus, yasamis"
olmamizdandir. Yani demek istedigim
belli bir plastik kalite var hayata dair
her seyde, organik... plastik... asinan
ve degisen bir sey, dogan yasayan olen
dogan olen yasayan bir sey. Buna sahit
olmusuz, bunun bilgisi (ki bu 1 bilgi
degil ama total bir "bilmek"
durumu sanki) icimize islemis. O noktada
olsa da olur, olmasa da olur, hatta ne?
evet. simdi... yok, ... var. geliyor...
esti gecti... yana yatiyor gibi.. cikti.
bitecek, yine....
Ve bu durum aslinda kaotik degil,
kaotik olan bu durumun hemen oncesi,
ondan sonra o kadar garip ki, esinti
gibi oluyor insan. "Kendinde telas
uyandirmaksizin butun(lug)e maruz
kalabilme yetenegi" gibi bir sey
gelistiriyoruz sanirim. Kafandaki
"guc, kuvve, eylem, yasam"
formlari ve etkileri degisiyor,
evriliyor. Taviz veriyorsam bundandir
belki de. Verdikce arttigimi
hissettigimden.
"Ver"ebiliyorum cunku
"var".
Ama diger arkadaslar, testesteron yuklu
sol beyin merkezli erkek egemen kadinli
erkekli toplumu olusturup aritmetigin
fetisini oksayan topluluk, hani o
teknolojiyi bulan, kulturu kuran, evleri
yapip icinde oturan, kendine karsidan ve
disaridan bakmaya muhtac, oz
yikiciligina yasam ve trend diyen cagdas
toplum bireyleri... O bolunemeyecek
parcasina indirgendigi olcude
ozgurlestigine inanan demokrasi
hedonistleri tabii ki bildiklerini
yasamlari pahasina terk etmeksizin devam
ettirmek icin varlar. Bu bir yasam(a)
formu.
Elinde baska bir sey yoksa olani
ozellestirip biriciklestirmek garip ama
anlasilir bir tavir. Onlar aslinda ne
maddi ne de manevi/dusunsel hic bir seye
sahip degiller (yasayip olecek seyler
olarak kazandigi para(?) ile satin
aldigi her ne "kendisinin"
olacaktir, kendisine ait olacaktir ki?),
"sahip olabilme" yetileri ve
donanimlari yok, ayrica iyiki de yok,
cunku buna ragmen sahip olmaya kalksalar
o muthis bir yikim olur, onlar daha
ziyade ritmini zamanin belirledigi bir
tempoda ve armonide tuketmeye ve
"seylerin" istasyonlar gibi,
durakladigi birimler olmaya yararlar,
gelirler ve giderler, alirlar ve
satarlar, konusurlar, isitirler,
soylerler, konusurlar, isitirler... bir
cesit mantarsi yuzey olustururlar, hafif
nemli, cogalabilen... sahip olamazlar...
Bunlari yaparken de (ne ironiktir ki)
genellikle tutucu, kapali, kollayici
fikirler, hareketler ve dusuncelerden
beslenir, bu tur "sabitleyici,
duzenleyici" yapiyi uretirler.
Statuko'nun devamindan sorumlu, kanin
pihtilasmasini saglayan proteinler
gibidirler... tutmaya calistikca seyleri
kayganlastirdiklarini bilmezler.
O nedenle onlar sahip olamaz, onlarin
bir seyi yoktur, o yuzden de
"veremezler". En cok mali
olana, en cok sey gosterene, isigi en
cok yansitan seylere sahip olanlara bak
(tenini bronzlastiran, mucevher, araba,
buyuk camli gunes gozlukleri sahibi
olanlar, medya calisanlari/patronlari,
gokdelenler ve onlarin sahipleri ve
oralarda calisanlar... isigi ne
yansitiyorsa iste...), onlarin aslinda
hic bir seye sahip olamamanin nefreti ve
hezeyani icinde "toplamaya ve
gostermeye" delirmiscesine kendini
kaptirmis olduklarini dusunuyorm. Para,
demisti hocalardan biri, kahyanin
susudur... biraz aristokrat ve elitist
bir laf, cok yukarilardan edilmis bir
soz ama aslinda benim soylemeye
calistigimi da ornekliyor. En cok var
gozukende yokluk, ve "var etmenin,
sahip olmanin" gosterilemeyecek bir
sey olusu ilginc geliyor bana.
O "var" gosteren, varlikli
olana bak, onlar taviz veremez. Onlar
fikir de veremez, sevgi de veremez, adam
gibi nefret de veremez, bozuk para da
veremez, yol da veremez, ne sevabini ne
gunahini ne umutlarini ne yalanlarini ne
de utanclarini... hic bir seyi
veremezler. Veremeyen sikisir, kuculur,
sertlesir, kuruyarak curur. Bu hep boyle
degil mi?
Birimden degil surumden kazanir bunlari
sistem, cunku bunlari cogaltmak
kolaydir, "genel" olan
onlardir, mainstream olan, trend'lerin
konustugu kitle, vitrinlerin baktigi
toplum, televizyonun muhattabi, sosyal
sistemin omurilik suyudur bunlar. Ve
yapi icinde kalmasi butunlugu korumasi
gerekir bunlarin, folklor'den aile
kulturune, aile kavramindan kurum
kavramina, toplum bilinci ve militer
eylemlilige kadar pek cok seyi ya bunlar
icat etmek zorunda kalmislardir, ya da
islerine yaradigi sekilde alip
kullanmislardir. Bunlari besleyen
seylerden en merkezi olani "egemen
kulturdur (ki bunu hem uretir hem
tuketirler, geri donusumludur
bunlar)", bu nedenle onlar, (norm
olarak magrur ve emin yasamlari icinden)
kendileri gibi olmayani tanimlama
hakkina sahip hissederler, ve ne
yaziktir ki, onlar gibi olmayanin oldugu
sey ilk once "onlar gibi"
olmamaktir. Beni kahreden noktalardan en
esaslisi da budur.
Neyse, onlar vermez, cunku hem veremez
(verecek bir sey yoktur), hem de vermez
(cunku vermek acilmak, cozulmek,
sulanmak, dagilmak gibidir, ki bu
kaynaklari ve varligi kisitli, az,
kucuk, dar yapilarda olmek/yok olmak
anlamindadir. Ve yok olmak ise,
kelimenin duz anlamiyla, zaten o olmayan
ama var gibi yapan bunyenin temel
karakteri ile yuz yuze gelmesi, kendi
ustune katlanip simetriklesmesi, iki
duzeyde, kokundeki ve yuzeyindeki
"YOK" olusun birbirini
dogrulamasi anlamina gelir, onlarin
olumu kendileriyle GERCEKTEN ilk defa
karsilastiklari yerdir, ki zaten
kactiklari ve sakindiklari tecrube de
budur tam olarak).
Vermek bir tur zenginlik ister cunku,
yani varsa verirsin, veya vermek artik
senden birseylerin azalmasi anlamina
gelmiyorsa verirsin, ki ona artik vermek
denemez belki... Bir tur harekete
donusur, sadece olan/yapilan bir sey
olur, az ve cok ile, var ve yok ile
olculebilir bir sey olmaktan cikar. O
turden bir durum olmali ki verebilsin,
verilebilsin bir sey..
Neden hep bizim gibi adamlar veriyor
sorusuna benim cevap olabilecek
dusuncelerim bunlar. Hep biz veriyoruz,
cunku bizde "var", olmayandan
istemek yersiz ama neden olmadigini
sormak lazim belki, veya bosver, o da
lazim degil."
97 photos | 648 views
items are from between 14 Feb 2006 & 09 Sep 2006.