Zoya Kosmodemyanskaya

    Newer Older

    At the Partizanskaya metro station, there is a monument to the World War II heroine Zoya Kosmodemyanskaya.

    Please see the better version.

    hk1963 and MadMelvina added this photo to their favorites.

    1. vedat_bey 20 months ago | reply

      NAZIM Hapistir Bursa cezaevinde
      Derken bizim Nazi yanlısı gazetelerimizden birinde bir küçükhaber okur
      o haberde Almanların bir kundakçıyı yakalayıp idam ettiği yazıyordur
      ve küçük bir resim vardır haberin üstünde
      işte o zaman aşşağıdaki şiiri yazmış
      ey millet
      hergün yüzlerce haber duyuyorsunuz
      ne hissediyorsunuz
      hiçbir şey öylemi
      o hallde kandırılmanız normal
      Dünyanın hergün daha kötüye gitmeside
      okuyun şiiri

      Tanya,
      Bursa Cezaevi'nde karşımda resmin.
      Bursa Cezaevi'nde.
      Belki duymamışındır bile Bursa'nın adını.
      Bursa'm yeşil ve yumuşak bir memlekettir.
      Bursa Cezaevi'nde karşımda resmin.
      Sene 1941 değil artık
      sene 1945.
      Moskova kapılarında değil artık
      Berlin kapılarında dövüşüyor seninkiler,
      bizimkiler,
      bütün namuslu dünyanınkiler.

      Tanya,
      senin memleketini sevdiğin kadar
      ben de seviyorum memleketimi,

      Seni astılar memleketini sevdiğin için,
      ben memleketimi sevdiğim için hapisteyim.
      Ama ben yaşıyorum,
      ama sen öldün.
      Sen çoktan dünyada yoksun,
      zaten ne kadar az kaldın orda :
      on sekiz senecik.
      Doyamadın güneşin sıcaklığına bile.

      Tanya,
      sen asılan partizan,
      ben hapiste şair.
      Sen kızım, sen yoldaşım.
      Resminin üstüne eğiliyor başım:
      kaşların incecik,
      gözlerin badem gibi,
      ama renklerini fotoğraftan anlamam mümkün değil.
      Fakat yazıldığına göre
      koyu kestaneymişler.
      Bu renkte gözler çok çıkar benim memleketimde de.
      Tanya,
      saçların ne kadar kısa kesilmiş,
      oğlum Memet'inkilerden farkı yok.
      Alnın ne kadar geniş,
      ay ışığı gibi,
      rahatlık, ve rüya veriyor insanın içine.
      Yüzün ince uzun,
      kulakların büyücek biraz.
      Henüz çocuk boynu boynun :
      henüz hiçbir erkek kolu sarılmamış anlıyor insan.
      Ve püsküllü bir şey sarkıyor yakandan:
      süsünü sevsinler mini mini kadın.

      Arkadaşları çağırdım, bakıyorlar resmine :
      -Tanya,
      senin yaşında bir kızım var.
      -Tanya,
      kız kardeşim senin yaşında.
      -Tanya,
      senin yaşında sevdiğim kız.
      Bizim memleket sıcaktır
      bizde kızlar tez kadınlaşır.
      -Tanya,
      senin yaşında kızlarla okulda, fabrikada, tarlada arkadaşız.
      -Tanya,
      sen öldün,
      ne kadar namuslu insanlar öldürüldü ve öldürülmektedir,
      ama ben,
      yedi yıldır kavgada hayatımı tehlikeye koyamadan
      hapiste de olsa bal gibi yaşıyorum.)

      Sabah oldu Tanya'yı giydirdiler,
      ama çizmeleri, şapkası, gocuğu yoktu,
      iç etmişlerdi onları.
      Torbasını getirdiler :
      torbada benzin şişeleri, kibrit, kurşun, tuz, şeker.
      Şişeleri boynuna astılar,
      torbasını verdiler sırtına.
      Göğsüne bir de yazı yazdılar :
      "PARTİZAN".
      Köyün alanına kuruldu darağacı.
      Atlılar çekmiş kılıcı
      halka olmuş piyade askeri.
      Zorla seyre getirdiler köylüleri.

      İki sandık üst üste,
      iki makarna sandığı.
      Sandıkların üstüne
      yağlı urgan sallanır,
      urganın ucu ilmik.

      Partizan kaldırılıp çıkarıldı tahtına.
      Partizan
      kolları bağlı arkadan
      durdu urganın altında dimdik.

      Nazlı, uzun boynuna ilmiği geçirdiler.

      Bir subay fotoğrafa meraklı,
      bir subay, elinde makina : Kodak,
      bir subay resim alacak.
      Tanya seslendi kolhozlulara ilmiğinin içinden
      "- Kardeşler, üzülmeyin.
      Gün yiğitlik günüdür.
      Soluk aldırmayın faşistlere,
      yakın, yıkın, öldürün..."

      Bir Alaman vurdu ağzına partizanın,
      genç kızın beyaz, yumuk çenesine aktı kan.
      Fakat askerlere dönüp devam etti partizan :
      "- Biz iki yüz milyonuz.
      İki yüz milyon asılır mı?
      Gidebilirim ben.
      Ama bizimkiler gelecekler.
      Teslim olun, vakit varken..."

      Kolhozlular ağlıyordu. Cellat çekti ipi.

      Boğuluyor nazlı, boynu kuğu kuşunun.
      Fakat dikildi ayaklarının ucunda partizan
      ve hayata seslendi İNSAN:
      "- Kardeşler
      hoşça kalın.
      Kardeşler
      kavga sonuna kadar.
      Duyuyorum nal seslerini
      geliyor bizimkiler!"

      Cellat bir tekme attı makarna sandıklarına.
      Sandıklar yuvarlandılar.
      Ve Tanya sallandı ipin ucunda.

      Nazım Hikmet

      o sıralarda Moskowa yaşamak veya oraya kaçmak gibi bir düşüncesi yoktur
      uzunca bir müddet hapiste kalır ve bildiğiniz gibi Moskowaya kaçar öldürülmemek için
      Vatan hasretinden ölecekde olsa Kasketiyle kaçar
      ilk havaalanına indiğinde yaşlı bir kadın çiçek verir
      ben o şiirdeki kızın Annesiyim der adı Tanya değil Zoyadır der
      oğlunun da öldürüldüğünü söylermi bilinmez
      Nazım Zoya hakkında başka şeylerde öğrenince şiirin devamını yazar
      Ruslarında şiir geleneği var
      Puşkin leri var mesela
      ama hiçbir Rus asla yazamadı Zoyanın ağıdını
      Nazım ın yazdıklarının yeriini hiçbir Rus dolduramadı
      Çok büyüksün Nazım usta

    2. vedat_bey 20 months ago | reply

      buyrun şiirin devamını

      Düşman ulaştı Moskova kuzeyinde Yakroma'ya
      ve güneyinde Tula şehrine.

      Ve kasımın sonu
      ve aralık ayının ilk günlerinde
      harcamış bulunuyordu ihtiyatlarını
      bütün cephe üzerinde.
      Ve aralık ayının ilk günlerinde,
      en nazik safhasındaydı durum.

      Ve aralık ayının ilk günlerinde,
      Petrişçevo'da Vereiya şehri dolaylarında,
      kar gibi mavi bir gökyüzünün üzerinde
      Alamanlar 18 yaşında bir kız astılar.
      18 yaşındaki kızlar belki nişanlanır
      astılar onu.

      Moskova'dandı.
      Gençti, partizandı.
      Sevdi, anladı, inandı
      ve geçti harekete.
      İpin ucunda ince uzun boynundan sallanan çocuk
      bütün azametiyle insandı.

      Çevirir gibi yapraklarını "Harp ve Sulh" romanının
      dolaştı karlı karanlıkta bir genç kızın elleri.
      Kesildi Petrişçevo'da telefon telleri,
      sonra Alaman ordusundan 17 beygirli bir ahır yandı.
      Ertesi gün partizan yakalandı.

      Yeni hedefin önünde yakalandı partizan,
      birdenbire, kıskıvrak, arkadan.
      Gökyüzü yıldızla,
      yürek hızla,
      bilek nabızla,
      şişe benzinle dolu
      ve kibrit çakılmak üzereydi.
      Ve kibrit çakılamadı fakat.
      Tabancaya davranmak istedi.
      Çullandılar.
      Alıp götürdüler.
      Alıp getirdiler.
      Odanın ortasında dimdik durdu partizan:
      torbası omuzunda,
      başında kürk şapkası, sırtında gocuk,
      bacaklarında pamuklu külot pantolon ve keçe çizmeler.
      Subaylar baktılar partizana yakından:
      badem nasıl kabuğunun içindeyse
      filiz gibi bir kızdı kürkün, keçenin ve pamuklunun içindeki.

      Kaynıyor masada semaver.
      Satrançlı örtüde bir tabanca, beş kayış kemer,
      ve yeşil bir şişe konyak.
      Tabakta domuz sucuğu ve ekmek artıkları.

      Ev sahipleri mutfağa gönderildiler.
      Lamba sönmüştü.
      Ocağın ateşiyle kızılca karanlıktı mutfak.
      Ve ezilmiş hamam böceği kokuyordu.
      Ev sahipleri: bir çocuk, bir kadın, bir ihtiyar,
      sokuldular birbirlerine:
      dünyadan uzak
      ıssız bir dağ başında kurda kuşa karşı yapyalnız kalmıştılar.

      Sesler geldi bitişikten :
      Soruyorlar:
      "- Bilmiyorum," diyor.
      Soruyorlar:
      "- Hayır," diyor.
      Soruyorlar:
      "- Söylemem," diyor.
      Soruyorlar :
      "- Bilmiyorum," diyor, "- Hayır," diyor, "- Söylemem," diyor.
      Ve yeryüzünde bu üç sözden başkasını unutan ses
      sıhhatli bir çocuk teni gibi pürüzsüz
      ve iki nokta arasındaki en kısa yol gibi düz.

      Bir kayış sakladı bitişikte :
      Partizan sustu.
      Çıplak bir insan eti ses verdi.
      Kayışlar şaklıyor arka arkaya.
      Yılanlar güneşe doğru sıçrayıp düşerken ıslık çalıyorlar.
      Genç bir Alaman subayı geldi mutfağa.
      İskemleye çöktü.
      Kapadı avuçlarıyla kulaklarını.
      Ve gözleri sımsıkı yumulu
      ve öylece kaldı orda kımıldamadan sorgunun sonuna kadar.
      Kayışlar saklıyor bitişikte.
      Saydılar ev sahipleri :
      200...
      Sorgu tekrar başladı :
      Soruyorlar : "- Bilmiyorum," diyor,
      Soruyorlar : "- Hayır," diyor,
      Soruyorlar : "- Söylemem," diyor.
      Ses kibirli
      fakat artık pürüzsüz değil
      kanayan bir yumruk gibi boğuktu.

      Partizanı dışarı çıkardılar.
      Başında kürk şapkası, sırtında gocuk,
      bacaklarında pamuklu külot pantolon ve keçe çizmeler
      yoktu.
      Bir don bir gömlekti.
      Beyaz, genç dişleriyle ısırılmaktan şişmiş dudakları.
      Bacaklarında, boynunda, alnında kan.
      Kolları iple bağlı arkadan,
      çıplak ayakları karda,
      iki yanda süngülüler,
      yürüdü partizan.

      Soktular partizanı Vasili Klulik'in izbasına.
      Oturdu tahta sıranın üstüne.
      Çatık bir dalgınlık içindeydi.
      Su istedi.
      Nöbetçi verdirmedi suyu.
      Alaman askerleri geldiler.
      Böcekler gibi üşüştüler başına,
      çekiştirdiler, tartakladılar.
      Birisi art arda kibrit yakıp tuttu altında çenesinin,
      bir bıçkı sürttü sırtına bir başkası
      dişli demir kanlanıncaya kadar.
      Sonra gittiler uyumaya.
      Nöbetçi süngünün ucunda çıkardı partizanı sokağa.

      Mavi gözleri yuvarlak bir çocuk bakıyor camdan:
      dünya buzların içinde,
      karın altında yapyalnız sokak
      yıldızların içinde.

      Mavi gözleri yuvarlak
      bir çocuk bakıyor camdan.
      Gördüklerini unutacak,
      büyüyecek, evlenecek,
      ve bir yaz gecesinde
      bir öğle uykusunda yahut
      rüyasına girecek ansızın
      karda yıldızlara basan çıplak ayakları bir genç kızın.

      Karın altında bir uçtan bir uca
      karın altında yapyalnız sokak.
      Karın üstünde partizan:
      ayakları çıplak,
      kollan bağlı arkadan,
      bir don bir gömlek,
      yürüyor önünde süngünün
      bir uçtan bir uca gidip gelerek.

      Üşüdü nöbetçi, döndüler izbaya.
      Isındı nöbetçi çıktılar.
      Bu böyle sürdü saat 22'den ikiye kadar.
      İkide nöbetçi değişti
      ve artık partizan kımıldanmadan kaldı tahta sıranın üzerinde.
      Partizan
      18 yaşında.
      Partizan
      öldürüleceğini biliyor.
      Ölmek ve öldürülmek:
      hıncının kızıltısında belli belirsizdi bu fark.
      Ve ölümden korkmayacak
      ve keder duymayacak kadar sıhhatli ve gençti.
      Bakıyor çıplak ayaklarına:
      Şişmiştiler,
      çatlayıp donmuştular kıpkırmızı.
      Fakat partizan
      dışındaydı acının.
      Ve nasıl derisinin içindeyse
      öyle içindeydi öfkesinin ve inancının.
      Zaman zaman annesi geliyor aklına.
      Mektep kitapları geliyor aklına.
      Cilalı toprak bir çanak geliyor aklına
      İliç'in resmi önünde duran
      ve içinde masmavi çiçekler.
      Çocukluğu geliyor aklına,
      bu o kadar yakın ki
      kısacık entarilerin renkleri bile
      tutulacak gibi elle.
      İlk hava bombardımanı geliyor aklına.
      Cepheye giden işçi taburları geliyor aklına
      sokaktan geçiyorlar şarkı söyleyerek
      ve çocuklar koşuyor peşlerinden.
      Zaman zaman bir tramvay durağı geliyor aklına;
      annesiyle orda vedalaştılar.
      Bir gençlik toplantısı geliyor aklına,
      bu o kadar yakın ki
      kırmızı örtülü masada su bardağı
      ve kesik kesik konuşan kendi sesi bile
      tutulacak gibi elle.
      Ve artık durup dinlenmeden kendi sesi geliyor aklına:
      düşmanın karşısında dimdik duran sesi,
      Hayır, diyen,
      Söylemem, diyen
      ve düşmana hiçbir şeyi doğru söylememek için
      kendi adını bile gizleyen.

      ZOE'ydi adı,
      ismim TANYA, dedi onlara.

    3. vedat_bey 5 months ago | reply

      zoe
      iste Nazim in hatasi bu
      otuzumda asılmamı istediler
      kırk sekizimde Barış madalyasının bana verilmesini
      verdiler de
      demis ya
      bilememis o madalyanin sonradan kimlere verilebilecegini
      oysa Bu ZOE
      ve onun savasta olen abeyi
      yani bir Anne dusunun 2 cocugu da olmus bu savasta
      kimsesiz kalmis bir basina
      ve almis eline cicegini
      havaalanina Nazimi karsilamaya gitmis
      Moskovaya gelecegini duyunca saiirin
      dayanamamis bu kizini yucelten insani hissetmek istemis
      ve karsilamisda
      www.turkrus.com/haber-hatti/47636/nazim-hikmet-bagiriyordu-
      Bir kadın da sokulup (gecikmişti), Nazım'a gül takdim etti. "Ben Zoya'nın annesiyim" dedi, "Hapisanede yazdığınız 'Zoya' şiirinin kahramanı benim kızımdır!..."

      Etkileyici bir sahneydi....
      ve bu kadin sana diyemedi usta
      Ogluda olmusdu bu savasda
      2 Sehit anasiydi yani
      ve
      kimsesi kalmamisdi hayatta
      belki onun kimsesi sendin
      ama
      biografinde bunu yazmayi unuttun
      Baris odulunu aldigini yazdin
      Bilemezdin tabiki bu odul daha kimlere verilecek
      Bilebilirdin oysaki bir daha Zoe olmayacak
      Zoe nin abisi de olmeyecek
      Zoe nin annesi birdaha kimseye cicek getiiremiyecek
      keske usta keske
      o kadini unutmasaydin
      Simdi Balbay istiyor Bu baris odulunu
      Oysa Balbay Silivri duvarlarini yikmaya gelecek insanlari duslemeli
      o Insanlarin icinde kac ZOE daha var
      Kac ZOE anasi

    keyboard shortcuts: previous photo next photo L view in light box F favorite < scroll film strip left > scroll film strip right ? show all shortcuts